Aile ve Çift Danışmanlığı

Evliliklerin %40’ından fazlası boşanmayla sonuçlanıyor

Bir evliliği yürütebilmek için, kendini anlamak, eşini anlamak, karşılıklı olarak tartışmayı becerebilmek, problem çözmek ve farklılıkları kabul edebilmek gibi bazı beceriler gerekir. Çocuk yetiştirmek, ailelerin birlikteliğe müdahaleleri, ekonomik sorunlarla boğuşmak, stresli iş yaşamı, yaşam tercihleri ile ilgili farklılıklar, cinsel yaşantıdaki sorunlar, kişisel zorluklarla yüzleşmek, kişisel alanların ihlali, ilişkide eşitlik eksikliği gibi konuları yönetmeyi çalışırken evlilik zorlanabilir ve zarar görebilir.
Devamını Oku

Yazılar

İlişkilerde ‘Sen’, ‘Ben’ ve ‘Biz’ Dengesi

 

Bir ilişkide aslında üç taraf vardır.

İnsan ilişkilerinin en temelinde “ben” ve “sen” kavramları yer alır. Ancak bir ilişki doğduğunda, bu iki bireyin bir araya gelmesiyle yeni bir alan yaratılır: ‘biz’. Sağlıklı bir ilişkinin temel taşı, bu üç boyut arasında dengeli bir şekilde geçiş yapabilmektir. Ne yalnızca ‘ben’ odaklı bir yaklaşım ne de sadece ‘biz’ ekseninde yaşanan bir hayat sürdürülebilir.

‘Ben’ Alanının Önemi

Bir bireyin, ilişkiden bağımsız olarak kendi kimliğini, ihtiyaçlarını ve değerlerini tanımlayabilmesi gerekir. Psikoloji literatüründe bireysel sınırlar (personal boundaries) kavramı, kişinin kim olduğunu belirlemesi ve bu kimliği koruması için hayati bir öneme sahiptir. Eğer bir ilişki içinde “ben” tamamen yok olursa, bireyin kendilik algısı zayıflar ve bu durum uzun vadede tükenmişlik, mutsuzluk ve kaygıya neden olabilir.

Kendi alanını koruyabilen birey, ilişki içinde daha sağlıklı bir şekilde var olabilir. Hobiler, arkadaş çevresi, kişisel hedefler ve bireysel zaman, bir insanın kim olduğunu belirleyen temel unsurlardır. Bunlardan vazgeçmek, bireysel benliği aşındırır.

‘Sen’ Alanına Saygı

Bir ilişkinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi, karşıdaki bireyin de bir ‘ben’ olduğunu unutmamakla mümkündür. Empati ve saygı, bu noktada devreye girer. Partnerin bireysel ihtiyaçlarına, alanlarına ve sınırlarına saygı göstermek, ilişkinin sürdürülebilirliğini sağlar. Aksi halde, bir tarafın diğerine baskın çıktığı ve bireysel özgürlüklerin yok olduğu bir dinamik oluşur. Bu durum genellikle bağımlı ilişkiler (codependency) veya güç dengesizlikleriyle sonuçlanabilir.

‘Biz’ Alanını İnşa Etmek

‘Biz’, ilişkilerin ortak noktasıdır. Ancak bu ortaklık, bireylerin kendi benliklerinden vazgeçmesi anlamına gelmez. Sağlıklı bir ‘biz’ alanı oluşturmak, ortak değerler, hedefler ve paylaşılan deneyimler üzerinden gerçekleşir. Ortak ilgi alanları oluşturarak bu aktiviteleri birlikte yapmak, birlikte gülmek ve ortak anılar biriktirmek, günlük hayatın koşuşturmacasında düzenli ‘biz’ zamanı yaratarak birbirinize değer verdiğinizi göstermek, ortak hedefler belirlemek, ortak kararlar almak ve gelecek planlarını birlikte yapmak bu alanın temel yapı taşlarıdır. Ancak bu alanın sağlıklı bir şekilde var olabilmesi için ‘ben’ ve ‘sen’’in dengede kalması şarttır.

Nasıl Bir Denge Sağlanır?

  1. İletişim:Partnerlerin ihtiyaçlarını ve beklentilerini açıkça dile getirmesi, yanlış anlamaların önüne geçer.
  2. Sınırlar:Her iki tarafın da bireysel sınırlarına saygı gösterilmelidir.
  3. Zaman Yönetimi:Bireysel ve ortak zamanları planlamak, her iki alanı da besler.
  4. Empati:Karşı tarafın perspektifini anlamaya çalışmak, güveni artırır.
  5. Kendi Kendine Yeterlilik:İlişkide mutlu olmanın yanı sıra, bireyin kendi başına da mutlu olabilmesi önemlidir.

Sonuç olarak, ‘Sen, ben ve biz’ arasında kurulamayan denge, ilişkiyi bir mücadele alanına dönüştürebilir. Sürekli ‘ben’ odaklı bir ilişki, bencillik ve izolasyon yaratırken; sadece ‘biz’ odaklı bir ilişki, bireylerin kendi istek ve ihtiyaçlarını ihmal etmesine ve uzun vadede duygusal tükenmişliğe yol açabilir.

Psikolojik açıdan bakıldığında, bireysel kimliğini koruyabilen ve aynı zamanda ilişkiye katkıda bulunabilen insanlar, daha tatmin edici ilişkiler yaşar. Bu durum, hem bireysel hem de çift olarak psikolojik sağlamlığı artırır. İlişkilerde ‘Sen’, ‘Ben’ ve ‘Biz’ dengesi, , yalnızca birbirine bağlı iki insan yaratmakla kalmaz, aynı zamanda birbirini destekleyen iki güçlü bireyi ortaya çıkarır.

Psikolojik Film Analizi

Psikolojik Film Analizi  – Dedemin İnsanları

Dedemin İnsanları mübadele ile zorunlu göç eden bir ailenin 3 kuşak üzerindeki etkisini çok güzel işleyen bir film.

Girit adasından İzmir’in bir kasabasında zorunlu göç eden bir ailenin yaşadıkları 10 yaşındaki üçüncü kuşak Ozan karakterinin gözünden anlatılıyor. Ozan’ın dedesi tanınan, saygı duyan bir esnaftır. Dedesi ailesi ile Girit’ten göçmüş, bu zorlu göç esnasında evini, anılarını, fotoğraflarını geride bırakmış, zorlu göç koşulları nedeniyle henüz bebek olan erkek kardeşini yolda kaybetmiştir. Filmin ortalarında nedenini açıkladığı ama kasabadakilerin ona Yunan gavuru, yada yunan casusu demesine neden olan bir alışkınlığı vardır. Şişelerin içine yunanca bir şeyler yazıp denize bırakmaktadır. Bu davranışı Ozan’ı sinirlendirmekte zaman zaman bu şişeleri alıp kırmaktadır. Ozan çevrelerindeki birçok kişi tarafından “Gavur” olarak görülmelerini, arkalarından konuşmalarını gururuna yedirememekte, ailesinin göçmen kimliğine karşı abartılı tepkiler vermekte ve arkadaşları arasında kabul görme isteğiyle, gayrimüslimlerin evlerinin camları taşlayarak indirmekte ve ailesine karşı asi bir duruş sergilemektedir. Öfkeli ve yaramaz tavırları ise ailesini zora sokmaktadır. Ailesi akşamlarını kendilerine daha yakın hissettikleri göçmen aileler ile geçirerek, geleneklerini yaşatmaya çalışıp eski günlerini yad ettikçe, Ozan sinirlenmekte, “Biz Türk’üz, gavur değiliz” diye tepki vermektedir. Filmin diğer ana karakteri olan, Ozan’ın hem kızıp hem derin bir hayranlık duyduğu dedesi Mehmet bey, Ozan’a geçmişte yaşadıkları anlaması için çabalıyor, bazen hoşgörülü bazen cezalandırıcı olarak davranmakla birlikte, Ozan’ın açısından da bakmaya çalışarak, arkadaşları içinde kabul görmesi için yöntemler deniyor. Bir sahnede tüm arkadaşlarını denize götürüyor, kaynaşmalarını sağlıyor. 12 Eylül darbesi ile ailenin hayatında dönüm noktası oluyor. Belediye Başkan yardımcısı olan babası bu süreçte önce uzun sorgulama dönemlerinden geçiyor. Ailenin korku ile geçirdiği bu süreçten sonra yeni gelen Belediye Başkan’ı ile değerler ve inançlarda çatışmalar yaşayan Ozan’ın babası içki sorunu yaşayarak eve sarhoş ve geç gelmeye başlıyor. Sonrasında da işten atılıyor ve haksızlığa uğrayarak hakkında hakaret ve zimmet davaları açılıyor. Ozan’ın annesi bu dönemde çok zorlansa da başa çıkabiliyor ancak Ozan’ın dedesi ailenin yaşadıklarına, toplum içindeki itibar kaybına dayanamayarak şaşırtıcı bir zayıflık göstererek, intihar ediyor. Dedesinin intiharı Ozan’ı iyice olgunlaşma dönemine sokuyor. Filmin başında genç haliyle başlayan film, yine Ozan’ın o genç haliyle Girit topraklarına giderek köklerini araması ile son buluyor. Ozan dedesinin çocukken ayrıldığı evi buluyor, orada yaşayan kadın ile masada yemek yiyor, dedesinin bahsettiği tavernadan gelen müzikle mutlu oluyor, dedesinin çocukluk resimleri kadın tarafından Ozan’a verildiğinde çok duygulanıyor ve seviniyor.

Sonunda ise, Ege-Girit arasındaki sularda intihar eden dedesine, yine aynı onun yaptığı gibi şişe içine not koyarak denize bırakıyor.

Filmin psikolojik analizi

Filmdeki ailenin birinci kuşağı mübadele ile göç etmiş bir aile olduğu için, göç, göçmen olmak, her iki toprakta da yabancı olmak, (bir tarafta Yunan Gavuru, diğer tarafta Türk tohumu olarak adlandırılıyor) kabul görmemek, ayrılık, kopuş, ölüm, kayıp, gelenekleri korumaya çalışma, değişime uyum sağlamaya çalışma gibi birçok zorlayıcı durumla başa çıkmaya çalışmaktadır. Tüm bu durumlar içinde de Ozan sorunlu bir çocuk olmuş ve ailesine karşı asi bir duruş geliştirmiştir. Bu durum kuşaklar arası aktarımın bugüne olan etkisidir. Bowen aile terapisindeki “Geçmiş, şu anda aktiftir.” vurgusu travmatik bir göç ile kuşaklar arası büyük kayıplar yaşamış ailenin de yaşantısında gözlenmektedir. Özellikle Ozan hem kimlikler arası çatışma nedeniyle hem de arkadaşları arasında kabul görme isteğiyle asi davranışlar sergilemektedir. Ailesi Ozan’ın davranışlarına karşı bazen yapıcı konuşmalar, bazen ceza yöntemleri ile çözüm bulmaya çalışmaktadır. Aile hem kendi içinde hem de çevresiyle ilişkileri güçlü olduğu için bu durumlarla daha kolay başa çıkmaktadır. (Mesela komşularla akşam yemeğinde sık sık bir araya gelmekte, ya da Ozan’ı tek başına plaj sahibinin gözetiminde denize gönderebilmektedir. Aile içindeki sınırlar ailenin dağılmaması için önemlidir. Bu ailenin de sınırları vardır. Ozan’a denize gitmek istediğinde izin verilse de dönüş saati konusunda sınır konulmaktadır.

Filmde Ozan’ın dedesinin koparıldığı topraklara tek başına ailesinden ayrılarak gitmesi farklılaştığını ve bağımsızlaştığını göstermektedir. Genç bir erişkin olarak evden ayrılması, kendi ilişkilerini geliştirmesi ve ailesinin Girit’e dönen ilk bireyi olması ve ailesinin de bu farklılaşmaya izin vermesi çok olumlu noktalardır.

Diğer taraftan, Ozan’ın göçmen dedesinin küçükken yaşamış olduğu Giritteki eve geri dönmesi, oradaki anılarını canlandırması, dedesinin yaşamı boyunca yaptığı gibi ancak bu kez Giritten bir not yazıp şişenin içine koyarak hem Ege’ye hem denizde kaybettiği dedesine göndermesi bir özdeşim kurma (içe alma) kavramına dikkat çekiyor. Özdeşim kurma kavramı psikanalik teoride, bireyin gelişim süreci içinde beğendiği ya da etkisi altında kaldığı bir modelin davranışlarını örnek alarak kendi davranış dağarcığına katması olarak tanımlanır.

Bunun yanı sıra Girit’de dedesinin evinde yaşayan kadın tarafından ona verilen dedesinin çocukluk resimlerini gördüğü anki aşırı duygulanması ve sevinmesi aslında bir parçasını içine aldığı dedesinin tepkisidir de.

Filmde Ozan’ın ailesi sadece göç değil, 1974 Kıbrıs harekatı, 12 Eylül darbesi, Ozan’ın babasının işten atılması sonucunda hakkında açılan davalar ve son olarak da dedesinin intiharı gibi birçok travmatik olay yaşamıştır. Ozan’ın babasının sarhoş geldiği dönemlerde Ozan’ın annesinin tepkileri babasının toparlanmasını sağlanmıştır.

Ozan’ın ailesi hem birbirine karşı sevgi dolu hem de kendi ayakları üzerinde durabilen bir ailedir. Bu sebeple yaşadıkları onca güçlük onları sınasa da, babası bir dönem içki problemine düşmüş olsa da onların bir arada durmalarını ve dağılmamalarını sağlamıştır.

Filmin en çarpıcı ve aileyi en çok sarsan olaylardan biri olan dedenin intiharında ise, yas döneminde en etkili faktör olan sosyal desteğin ailesinin çevresi tarafından sağlandığı görülmüştür. Mahalledeki herkes ailenin yanında olarak onların bu yas sürecini daha kolay atlatmalarına yardımcı olmuştur. Bu da bana göre Ozan’ın kabul görme ihtiyacını karşılamış, algısını değiştirmiş ve filmin sonunda izlediğimiz kendine güvenli, sağlıklı bir şekilde ailesinden farklılaşan, özgüveni yüksek bir bireye dönüşmesindeki etkenlerden biri olmuştur.